DENiZ YILDIZI

ZULME ALKIŞ TUTAN SANATÇILAR…

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default ZULME ALKIŞ TUTAN SANATÇILAR…

Mesaj tarafından Ali Eralp Bir 2010-03-02, 03:32

Recep Tayyip Erdoğan, ellerini taşın altına sokup, “Kürt Açılımı”na destek vermeleri için sanatçıları kahvaltıya çağırdı. Yandaş medya, yandaş yargıdan sonra AKP şimdi de “yandaş sanatçı” oluşturma çabasına girişti. Çağrılan konukların hemen hemen tümü gelmişti. Her ne hikmetse, Başbakanı telefonla arayan “Kürt Açılımcısı” minik serçe yoktu ortalarda.
Görkemli, son model arabaları ile şölene katılanlar, gelişlerinde ve gidişlerinde mutluluk içerisindeydiler. Başbakanla el sıkışırken, konuşurken gözlerinin içi gülüyordu.
Kahvaltıdan önce, kahvaltıdan sonra ve kahvaltıda Başbakana övgüler yağdırdılar. Demokrat, sevecen, hoşgörülü kişiliğini anlatırken onu yerlere göklere sığdıramadılar. Ona ”Açılım” konusunda ne düşündüklerini anlattılar. Öneriler sundular. Beklentilerini açıkladılar. Arka çıktılar. “Açılım” konusunda ellerinden geleni yapacaklarını söylediler.
Onu çekici ve sevimli bulanlar çoğunluktaydı. Hatta bazılarına göre o, “Kevin Koster’den bile daha yakışıklıydı…”
Aralarında Arif Sağ, Yavuz Bingöl, Fatih Kısaparmak, Neşet Ertaş, Erol Evgin, Özdemir Erdoğan, Onur Akın gibi sanatçılar da vardı.
İşin ilginç yanı bunlar genellikle toplumda “sol görüşlü” olarak bilinen ve ekmek paralarını da yine sol içerikli şarkılar, türküler söyleyerek kazanan kişilerdi.
Ne var ki onlar, faşizmin sofrasından beslenip, faşizmin borusunu öttürürken, tekel işçileri çoluk çocukları ile Ankara’nın ayazında, çadırlarda, ellerinden alınmak istenen yaşam hakkı için savaşım veriyor, “kuru soğan”a talim ediyorlardı. Daha önceleri de havuza atılmışlar, biber gazı, basınçlı su, cop saldırıları ile karşı karşıya kalmışlardı. Ama bu “solcu (!)” sanatçılardan o günlerde de ne bir ses ne bir nefes çıkmıştı.
Tüm Türkiye, tekel işçilerine uygulananları bir zulüm olarak görüyorken, halkın alkışları ve destekleri ile bugünkü konumlarına ulaşan sanatçılar, Dolmabahçe’deki kahvaltıda halka yapılan zulme alkış tutuyorlardı.
Onlar, faşizmin sofrasından beslenip, mutlu dakikalar geçirirken, Cumhuriyet tarihinde ilk kez, laik bir başsavcının evi, bir başka savcı tarafından didik didik aranıyor, adliyedeki ofisine baskın düzenleniyor, sonra da gözaltına alınıyordu. Başsavcının suçu, Ortaçağ kalıntısı İsmail Ağa Cemaatini ve Fethullah Gülen’i incelemeye alıp, soruşturma başlatmaktı. Ve bütün bunlar o anlı şanlı, büyük sanatçılarımızın hayran oldukları, “methiyeler” (övgü) dizdikleri sevgili başbakanları Recep Tayyip Erdoğan zamanında gerçekleşiyordu.
Yalnızca bunlar da yapılmıyordu AKP iktidarında, ordu da hedef tahtasına yatırılmıştı. Ordu komutanları evlerinden alınıp, kollarına sımsıkı yapışan polisler tarafından polis minibüslerine doldurularak, karakollara çekiliyordu. Sanki karşılarında düşman askerleri vardı. Sanki ülkemiz işgal altına girmişti. Kurtuluş Savaşında esir alınan komutanlara bile bu davranış gösterilmemişti. Türk generalleri 1. Dünya savaşında vermediği zayiatı, “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” bir parti döneminde veriyordu.
Yani kısaca, zor, karanlık günlerden geçmektedir sevgili yurdumuz şu anda. Tehlike içerisindedir. 1923 Devrimi ve Kemalist Cumhuriyet yoğun bir saldırı ile karşı karşıyadır. Ülkemiz ABD, AB ve dinciler tarafından kuşatılmıştır. Sevr gündemdedir.
Birliğimiz, bütünlüğümüz, üniter yapımız yok edilmek istenmektedir.
Ordu, yargı, tüm ulusumuz ateş altındadır.
Vatanımız ateş altındadır.
Bugüne değin ulusalcılara, ulusal düşünceye, Atatürk devrimlerine bu denli pervasızca, açıktan dil uzatılmadı. Bu denli yüksek perdeden sövülüp sayılmadı. Bağımsızlık düşüncesi bu denli aşağılanmadı.
Adalet, hukuk bir karmaşa içerisine sokulmuştur günümüzde. Bu ülkeye yıllarca hizmet etmiş generaller, politikacılar, sendikacılar, yazarlar çizerler ruh hastalarının, eski PKK’lı katillerin tanıklığı ile dört duvar arasına atılmakta, onlara çile çektirilmektedir.
Bu haksızlıklara, yasa dışı uygulamalara karşı çıkan, direnen yargıçlara, savcılara, mahkemelere ise çeşitli yıldırma, sindirme, korkutma yöntemleri uygulanmaktadır
Bu dönemler gelip geçicidir. Bu ülke nice Vahdettin’ler, Damat Ferit’ler, Evren’ler görmüştür. Tümü de toz olup gitmiş, tarihin karanlığına gömülmüştür. Ama bu dönemler aynı zamanda bir mihenk taşıdır. Ölçüdür. Böyle zor, tozlu dumanlı yıllarda Ali Kemal’ler, Ref’i Cevat Ulunay’lar, Refik Halit Karay’lar da çıkar; Namık Kemal’ler, Tevfik Fikret’ler, Mehmet Akif’ler, Nazım Hikmet’ler de çıkar. Kimin halkın sanatçısı, kimin iktidarın sanatçısı olduğu böyle günlerde belli olur.
Atatürk’ün deyişi ile “Sanatkâr el öpmez, eli öpülür…” “Sanatkâr toplumda uzun mücadele ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır…”
Yazımızı Namık Kemal’in şu dizeleri ile bitirelim:
(1)
Muini, zalimin dünyada erbab-ı denaettir
Köpektir zevk alan sayyad-ı bi-insafa hizmetten
(Dünyada zalimin yardımcısı aşağılık kimselerdir.
İnsafsız avcıya hizmet etmekten zevk alan köpektir.)

(2)
Felek her türlü esbâb-ı cefasın toplasın gelsin
dönersem kahbeyim millet yolunda bir azîmettenasrı münharif sıdk u selametten k
(felek her türlü eziyet yollarını toplasın gelsin,
Millet yolunda hizmetten dönersem kahpeyim.)
(ali-eralp@hotmail.com)
avatar
Ali Eralp
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 62
Yaş : 64
ŞEHİR : içel
Meslek : yazar
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 23
Kayıt tarihi : 22/12/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz