DENiZ YILDIZI

YÜREĞİNİZ YETİYORSA ÖNCE DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRIN...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default YÜREĞİNİZ YETİYORSA ÖNCE DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRIN...

Mesaj tarafından Ali Eralp Bir 2010-03-23, 09:02



YÜREĞİNİZ YETİYORSA ÖNCE DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRIN…

ALİ ERALP

Her gün yeni bir deprem yaşıyoruz. Her gün yeni bir kasırgayla uyanıyoruz. Ortalık yangın yerine döndü. At izi ile it izi birbirine karıştı.

Sözcü gazetesinin yazdığına göre, APO’yu sorgulayan albaya hapishanede teröristler kola şişesi yağdırıyor, ailesine küfrediyorlarmış.

Aslanlar çakallara boğduruluyor.

İnsanı insan, toplumu toplum yapan değer yargıları ayaklar altında. Hallaç pamuğu gibi atılıyor.

Batı’da çok özel durumlarda, kişileri mafya türü örgütlere karşı “korumak” amacıyla ve çok ender başvurulan “gizli tanık” kurumu, ülkemizde adalet sisteminin temeline oturtuldu.

Eski PKK’lı katiller, ruh hastaları, onur yoksulları şimdi el üstünde. Ortaya çıkıp mertçe, dürüstçe, alnı açık ifade veremeyen bir takım kişiler “gizli tanık” olarak kullanılıyor.

Ergenekon senaryosu da başlangıçta iki gizli tanık, iki başoyuncu üzerine kurulmuştu. Birisi haham Tuncay Güney, ötekisi savcıların "Osman’ım" sözcüğü ile hitap ettikleri Osman Yıldırımdı. Bakın Osman Yıldırım, Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 27 Haziran 2008 tarihli duruşmasında neler söylemiş:

"Türkiye Cumhuriyeti Devletini tanımadığımdan suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağım. Ben Anadolu İslam Devletinin bir vatandaşıyım. Müslüman vatandaşlar üzerinde laik baskı kurmak isteyen Cumhuriyet Gazetesini üç kez bombalattım. Ayrıca Alparslan arkadaşıma Danıştay suikastını yaptırdım. İsim vermeden istinkâf ettiğim şahsı, 'Kurtuluş Savaşı vermemiş, satış savaşı vermiş', 'İngiliz tetikçisi' ve 'İngiliz piçi' olarak sıfatlandırdım."


Şimdi de Mustafa Kemal Atatürk'e "İngiliz piçi" diyerek hakaret eden Osman Yıldırım'ın sicilini görelim:

  • 30 Aralık 2006 tarihinde kasten adam öldürmeye teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımak suçundan 9 yıl hapis cezası
  • Ablasını öldürmek suçundan 20 yıl hapis cezası
  • Nüfus kâğıdında yaptığı sahtecilikten ötürü mahkûmiyet
  • 14 Temmuz 1998 tarihinde öz yeğenine fuhuş yaptırmak suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası…


Türkiye’nin en saygın, en yurtsever kişileri işte bu adamların tanıklığında, soruşturuluyor, kovuşturuluyor. Sudan nedenlerle gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar. Bir zamanlar Cahit Sıtkı Tarancı’nın Nazım Hikmet için dediği gibi “hapislerde çürüyorlar:..”



Ne güzel şey dünyada hür olmak hür.
Benerci Jokond Varan Üç Bedrettin


Hey kahpe felek ne oyunlar ettin

En yavuz evladı bu memleketin

Nâzım ağabey hapislerde çürür.





Ne var ki konu gelip “Deniz Feneri”ne ya da “dokunulmazlıklar”a dayanınca kimsede çıt yok. Kimsenin sesi çıkmıyor. Bu davada ne gizli ne açık tanık işe yarıyor. Yazılanlar, söylenenler, ihbarlar, Alman yargıçların hükümleri yok sayılıyor. “Dostlar alışverişte görsün…” örneği, göstermelik bir soruşturma ile iş götürülmeye çalışılıyor. Böylece dünyanın en büyük dolandırıcılık olayının Türkiye ayağı, yani asıl Deniz Feneri sanıkları, ülkemizde ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar. Resmi toplantılara, açılışlara bile katılıyorlar.

Ama söz konusu Ergenekon, ordu ya da yargı olunca ne teğmen, ne general; ne ordu komutanı ne paşa ne de başsavcı dinliyorlar. Emekli de muvazzaf da onlara vız gelip, tırıs gidiyor.

Aylardan, yıllardan beri hapishanelerde haksız hukuksuz yere yatırılan, artık tutukluluk halleri (Anayasa Mahkemesi Başkanının da vurguladığı gibi) ezaya, cefaya dönüştürülüp, “tedbir” olmaktan çıkarılan insanlar var.

İçlerinde ne ile suçlandığını bilmeden 13 ay cezaevinde kalıp, sonra da amansız bir hastalığa yakalanarak yaşamını yitirenler var. “Örgütün kasası” olarak topluma tanıtılan, ama cenaze masraflarını bile karşılayamayan “kasalar” bunlar…

Peki, bu cinayetlerin hesabını kim verecek?

“Ben namusluyum, dürüstüm, ben “ak”ım demekle kimse namuslu, dürüst ve ak olamıyor.

Her şeyden önce insan özü, sözü ve davranışları bir bütünlük göstermeli, söylenenle yapılan birbirine uymalıdır.

Hak, hukuk, yardımlaşma, bölüşme, kardeşlik, eşitlik sözcüklerini dillerinden düşürmeyenler, kendi yaşantılarında da bu değerlere bağlı kalmalıdırlar.

En güzel ölçü, mihenk taşı elbette yaşamdır. Yaşamın kendisidir. Pratiktir. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözü boşuna söylenmemiştir.

Bugün AKP’lilerin raflarda soruşturmayı bekleyen 120 dosya bulunmaktadır. Bunların arasında tecavüzden eşe şiddete, sahtekârlıktan karşılıksız çeke ve uyuşturucudan hırsızlığa kadar pek çok iddia yer almaktadır.

Kendilerini “sütten çıkmış ak kaşık” gibi görenler, hapishaneleri muhalifleri ile dolduranlar, herkesi darbecilikle, ihanetle suçlayanlar, yürekleri yetiyorsa önce kendi dokunulmazlıklarını kaldırıp, adalet önünde hesap versinler. Temize çıkıp, gerçekten “ak” olsunlar…

Boynunda yolsuzluk, rüşvet, görevi ihmal, sahtecilik suçlarının levhası asılı iken bir kimsenin hiçbir inandırıcı kanıt ileri sürmeden bir başkasını darbecilikle suçlama hakkı yoktur.

Sizler de yargıç önüne çıkıp, Doğu Perinçek’ler, Tuncay Özkan’lar, Mustafa Balbay’lar, Mehmet Haberal’ler, Hurşit Tolon’lar, Tuncer Kılınç’lar gibi dimdik, eğilip bükülmeden savunmanızı yapabilir misiniz?

Ne dersiniz? Var mısınız buna?

(ali-eralp@hotmail.com)
avatar
Ali Eralp
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 62
Yaş : 65
ŞEHİR : içel
Meslek : yazar
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 23
Kayıt tarihi : 22/12/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz