DENiZ YILDIZI

"ADALET MÜLKÜN TEMELİ" OLABİLİR Mİ ŞU YAŞANILAN ORTAMDA?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default "ADALET MÜLKÜN TEMELİ" OLABİLİR Mİ ŞU YAŞANILAN ORTAMDA?

Mesaj tarafından Ali Eralp Bir 2010-03-29, 18:17

“Adalet
mülkün temelidir.”



Her
zaman, her yerde karşılaşırız bu özlü sözle. Ama daha çok mahkeme salonlarının duvarlarında
rastlarız ona…



“Adalet mülkün temelidir” özdeyişini ilk kez Hz. Ömer’in kullandığı söylenir. Atatürk’ün sözüdür diyenler de var.


Burada
“mülk” devlet anlamına gelmektedir. Mülk sözcüğünü “yönetim” olarak da
alabiliriz. Yani “Adalet, devletin
temelidir ya da “Adalet, yönetimin temelidir” diyebiliriz. Ama bu sözde “mülk”
kesinlikle mal, zenginlik anlamını taşımamaktadır.



Nasıl
çevrilirse çevrilsin, nasıl yorumlanırsa yorumlansın, bu özdeyişte asıl
vurgulanmak istenilen gerçek, devletin ve yargının vatandaşlarına adaletli
davranması; hak hukuk sınırları içerisinde kalarak ona destek vermesi, arka
çıkmasıdır. Devletin ve iktidarların kalıcılığı, yüceliği buna bağlıdır. Kimsesizlerin kimsesi olmak aynı zamanda
onun anayasal bir görevidir de.



Peki,
Türkiye’nin bugünkü ortamında adalet mülkün temeli olabilir mi? Bu mümkün müdür?
Ya da şöyle soralım: Günümüzde adalet mi
mülkün temeli, mülk mü adaletin temelidir? Bu soruları sormak en doğal
hakkımızdır bizim. Çünkü nereye baksak, hangi yana dönsek “adalet”i değil, “adale”yi
(kas) görüyoruz. Bileği güçlü olan, varlıklı olan, suyun başını tutanlar
hakkını fazlasıyla alıyor. Kendi hukukunu işleterek canını, malını, mülkünü
koruyor. Korumak bir yana, durmadan artırıyor, çoğaltıyor… Ülkemizde daha 18’inde,
20’sinde han hamam, gemicik, fabrika sahibi olan, gurur (!) duyacağımız süper (!)
gençler yetişiyor.



Ama
altta kalanın canı çıkıyor.



İnsanlarımız
depremlerde, derme çatma evlerde yaşamlarını yitiriyorlar..



Yurttaşların canını, malını, ırzını, çoluğunu
çocuğunu anayasa gereği koruması gereken Başbakan, deprem öncesi ve sonrası
önlemler alacağı yerde bol bol laf üretiyor. Bu ölümlerin kerpiç evlerden
kaynaklandığını söylüyor. Can ve mal kayıplarının nedenini kerpiç evlere
bağlıyor. Yoksulluk, ilkellik, geri kalmışlık onun sorunu değil. 21. Yüzyılda insanlarımızı kerpiç evlerde
oturmaya zorunlu kılanların, onları bu perişan yaşama mahkûm edenlerin hiç suçu,
günahı yok…
Suç dosyasında onların adı hiç geçmiyor. Suçlu kerpiç evler…
Suçlu kerpiç!



Keşke
insanlarımız kerpiç evlerde oturmasalardı… Sokaklarda, ağaç kovuklarında,
mağaralarda yaşasalardı!.. Hani bir devlet
adamının dediği gibi “Keşke okullar olmasaydı, milli eğitim ne güzel idare
edilirdi…” İnsanlarımız kerpiç evlerde
oturmasaydı ne kaza olurdu ne ölüm!..



Ne
var ki deprem bölgesinde de mülkünü sağlam temeller üzerine kuranların burnu
bile kanamamış. Yani deprem bölgesinde de mülk, adaletin temeli olmuş yine. Öyle
anlaşılıyor ki adaletten yararlanabilmek için de “mülk” sahibi olmak gerekiyor.
Uzağa gitmeye gerek yok. Hapishaneleri dolduran milyonlarca yoksul
vatandaşımıza bakmamız yeter. Türkiye’nin gerçeğini onlar tüm çıplaklığı ile
ortaya koyuyorlar zaten.



Batı’nın
en büyük mağazalarından giyinen, en lüks konaklama yerlerinde saltanat süren, dilediği
gibi yaşayan bir mutlu azınlığın adaleti uygulanmaktadır bugün Türkiye’de. Tekel
işçileri, Tariş işçileri sokakta yatıyormuş, açmış, susuzmuş, çoluğu çoçuğu
perişanmış, yılda bir kez kurban bayramında et yiyormuş. Emekliler üç kuruşluk
maaş kuyruklarında can veriyormuş. Ne gam!.. No problem!.. (Problem yok…)



Anlayacağınız,
adında “adalet” bulunan bir siyasi parti, Cumhuriyet döneminin en büyük
adaletsizliğini yapıyor.



Yoksulluğun, sefaletin yanında düşünce
özgürlüğü, insan hakları da ayaklar altında bugün. Zeki Alasya, Metin Akpınar’ın
deyişi ile sanatçılar, yazarlar, çizerler “suç işleriz” diye yazmaya, konuşmaya
çekiniyorlar. “12 Mart’ları, 12
Eylül’leri gördük, AKP döneminde olduğu kadar kendimizi baskı altında
hissetmedik…”
diyorlar.



Türkiye,
“Korku Cumhuriyeti”ne dönüşmüştür. AKP
iktidarı, kendisine karşı çıkan herkesi, her kuruluşu, basın organlarını,
orduyu, yargıyı susturmaya, sindirmeye uğraşmaktadır. Doğan grubuna kesilen 3,5
milyar dolarlık rekor ceza, Mehmet Emin Karamehmet’in 12 yıl hapis cezası henüz
belleklerden silinmedi.



Aydınlık
Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni Deniz
Yıldırım
ile Ulusal Kanal
İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya'nın
Başbakan'ın konuşma kayıtlarını yayınlamalarının ardından Aydınlık ve Ulusal
Kanal'da yapılan aramalardan 20 gün sonra tutuklanmaları ve aylardan beri dört
duvar arasında bekletilerek özgürlüklerinin kısıtlanması da ulusal basına bir gözdağı
verme, bir öç alma operasyonudur. Çünkü bu türden dinleme haberlerine ve bant
yayınlarına
Taraf, Yeni Şafak,
Star, Zaman, Vakit, Sabah, ATV,
vs. gibi yayın kuruluşları
her zaman yer vermektedir. Ama Genel Kurmay’ı, CHP Genel Sekreterini dinleyenler
hakkında hiçbir işlem yapılmamıştır henüz. Peki, dünyanın en kapsamlı, en planlı
programlı soygun harekâtı sayılan “Deniz Feneri Davası” ne oldu? Yargılama
sürüyor mu, sürmüyor mu? Ne zaman sonlanacak, bilen yok…



Ama Mustafa Balbay’lar,
Tuncay Özkan’lar, Doğu Perinçek’ler, Mustafa Özbek’ler, Mehmet Haberal’lar,
İlhan Cihaner’ler ve daha yüzlerce yurtsever tahliye olacağı günü bekliyor.



Şimdi bu açık haksızlıklar ve uygulamalar karşısında günümüzde “Adalet
mülkün temelidir” diyebilir miyiz?



Koskoca 3. Ordu Komutanı, "Erzincan
ve civarındaki Alevi köyleri ile özel olarak ilgilenmekte, bu köylerin
ihtiyaçlarının giderilmesi için ordunun imkânlarını kullanmaktadır. Yaptığı
yardımlar nedeniyle Alevi köyleri ve dedeler tarafından sevilmekte, dedeler
tarafından kendisine taktir beratları verilmektedir
."
Gerekçesiyle yargılanmaktadır. Bir kuvvet komutanı bu kadar kolay mı yetişiyor?



Bu güç, bu gizli el kimin elidir?


Gülen’in
okullarından, vakıflarından, eğitim kurularından yetişen dünün çocuk
öğrencileri bugünün savcısı, yargıcı, kaymakamı, valisi, avukatı olarak
karşımıza çıkmakta ve gözünü budaktan esirgemeden kendilerine verilen görevleri
bir kurşun asker gibi yerine getirmektedirler.



Fethullah’çı
savcılar tarafından yargıçlar, savcılar, komutanlar, Kemalistler, tüm
ulusalcılar gözaltına alınmaktadır. Haksızlıkları,
kanunsuzlukları, usulsüzlükleri yargının denetleme görevini ortadan kaldırmak
için çaba gösterilmektedir. Şimdi bu koşullar altında “Adalet mülkün temelidir”
diyebilir miyiz? Devlet, herkese eşit,
hukuk sınırları içerisinde davranıyor, insan haklarını gözetiyor” diyebilir
miyiz?



Nasıl
yeriyordu “adaletsiz insanları” Özdemir
Asaf:






İnsansız adalet olmaz


Adaletsiz insan olur mu?


Olur, olmaz olur mu?


Ama olmaz olsun…





(ali-eralp@hotmail.com)
avatar
Ali Eralp
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 62
Yaş : 65
ŞEHİR : içel
Meslek : yazar
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 23
Kayıt tarihi : 22/12/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz