DENiZ YILDIZI

YÜREĞİNİZ YETİYORSA ÖNCE DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRIN

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default YÜREĞİNİZ YETİYORSA ÖNCE DOKUNULMAZLIKLARI KALDIRIN

Mesaj tarafından Ali Eralp Bir 2010-03-29, 18:19

Her
gün yeni bir deprem yaşıyoruz. Her gün yeni bir kasırgayla uyanıyoruz. Ortalık
yangın yerine döndü. At izi ile it izi birbirine karıştı.



Sözcü
gazetesinin yazdığına göre, APO’yu sorgulayan albaya hapishanede teröristler
kola şişesi yağdırıyor, ailesine küfrediyorlarmış.



Aslanlar
çakallara boğduruluyor.



İnsanı
insan, toplumu toplum yapan değer yargıları ayaklar altında. Hallaç pamuğu gibi
atılıyor.



Batı’da
çok özel durumlarda, kişileri mafya türü örgütlere karşı “korumak” amacıyla ve çok ender başvurulan “gizli tanık” kurumu, ülkemizde adalet sisteminin temeline
oturtuldu.



Eski PKK’lı katiller, ruh hastaları, onur
yoksulları şimdi el üstünde. Ortaya çıkıp mertçe, dürüstçe, alnı açık ifade
veremeyen bir takım kişiler “gizli tanık” olarak kullanılıyor.



Ergenekon
senaryosu da başlangıçta iki gizli tanık, iki başoyuncu üzerine kurulmuştu.
Birisi haham Tuncay Güney, ötekisi savcıların
"Osman’ım" sözcüğü ile
hitap ettikleri Osman Yıldırımdı. Bakın
Osman Yıldırım, Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 27 Haziran 2008 tarihli
duruşmasında neler söylemiş:

"Türkiye Cumhuriyeti Devletini
tanımadığımdan suçlamalarla ilgili savunma yapmayacağım. Ben Anadolu İslam
Devletinin bir vatandaşıyım. Müslüman vatandaşlar üzerinde laik baskı kurmak
isteyen Cumhuriyet Gazetesini üç kez bombalattım. Ayrıca Alparslan arkadaşıma Danıştay
suikastını yaptırdım. İsim vermeden istinkâf ettiğim şahsı, 'Kurtuluş Savaşı
vermemiş, satış savaşı vermiş', 'İngiliz tetikçisi' ve 'İngiliz piçi' olarak
sıfatlandırdım."



Şimdi
de Mustafa Kemal Atatürk'e "İngiliz piçi" diyerek hakaret eden Osman
Yıldırım'ın sicilini görelim:



1.
30 Aralık 2006 tarihinde kasten adam öldürmeye
teşebbüs ve ruhsatsız silah taşımak suçundan 9 yıl hapis cezası



2.
Ablasını öldürmek suçundan 20 yıl hapis cezası


3.
Nüfus kâğıdında yaptığı sahtecilikten ötürü
mahkûmiyet



4.
14 Temmuz 1998 tarihinde öz yeğenine fuhuş yaptırmak
suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası…



Türkiye’nin en saygın, en yurtsever kişileri işte bu
adamların tanıklığında, soruşturuluyor, kovuşturuluyor. Sudan nedenlerle
gözaltına alınıyor, tutuklanıyorlar. Bir zamanlar Cahit Sıtkı Tarancı’nın Nazım
Hikmet
için dediği gibi “hapislerde
çürüyorlar
:..”






Ne güzel
şey dünyada hür olmak hür.
Benerci
Jokond Varan Üç Bedrettin



Hey kahpe
felek ne oyunlar ettin



En yavuz
evladı bu memleketin



Nâzım
ağabey hapislerde çürür.









Ne var ki konu gelip “Deniz Feneri”ne ya da “dokunulmazlıklar”a
dayanınca kimsede çıt yok. Kimsenin sesi çıkmıyor. Bu davada ne gizli ne açık
tanık işe yarıyor. Yazılanlar, söylenenler, ihbarlar, Alman yargıçların
hükümleri yok sayılıyor. “Dostlar alışverişte görsün…” örneği, göstermelik bir soruşturma ile iş
götürülmeye çalışılıyor. Böylece dünyanın en büyük dolandırıcılık olayının
Türkiye ayağı, yani asıl Deniz Feneri sanıkları, ülkemizde ellerini kollarını
sallayarak dolaşıyorlar. Resmi toplantılara, açılışlara bile katılıyorlar.



Ama
söz konusu Ergenekon, ordu ya da yargı olunca ne teğmen, ne general; ne ordu
komutanı ne paşa ne de başsavcı dinliyorlar. Emekli de muvazzaf da onlara vız
gelip, tırıs gidiyor.



Aylardan,
yıllardan beri hapishanelerde haksız hukuksuz yere yatırılan, artık tutukluluk
halleri (Anayasa Mahkemesi Başkanının da vurguladığı gibi) ezaya, cefaya dönüştürülüp, “tedbir” olmaktan
çıkarılan insanlar var.



İçlerinde
ne ile suçlandığını bilmeden 13 ay cezaevinde kalıp, sonra da amansız bir
hastalığa yakalanarak yaşamını yitirenler var.
“Örgütün kasası” olarak
topluma tanıtılan, ama cenaze masraflarını bile karşılayamayan “kasalar”
bunlar…



Peki,
bu cinayetlerin hesabını kim verecek?



“Ben namusluyum, dürüstüm, ben “ak”ım demekle kimse namuslu, dürüst ve ak olamıyor.


Her
şeyden önce insan özü, sözü ve davranışları bir bütünlük göstermeli, söylenenle
yapılan birbirine uymalıdır.



Hak,
hukuk, yardımlaşma, bölüşme, kardeşlik, eşitlik sözcüklerini dillerinden
düşürmeyenler, kendi yaşantılarında da bu değerlere bağlı kalmalıdırlar.



En
güzel ölçü, mihenk taşı elbette yaşamdır. Yaşamın kendisidir. Pratiktir. “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz”
sözü boşuna söylenmemiştir.



Bugün
AKP’lilerin raflarda soruşturmayı bekleyen 120 dosya bulunmaktadır. Bunların
arasında tecavüzden eşe şiddete, sahtekârlıktan karşılıksız çeke ve
uyuşturucudan hırsızlığa kadar pek çok iddia yer almaktadır.



Kendilerini
“sütten çıkmış ak kaşık” gibi
görenler, hapishaneleri muhalifleri ile dolduranlar, herkesi darbecilikle,
ihanetle suçlayanlar, yürekleri yetiyorsa önce kendi dokunulmazlıklarını
kaldırıp, adalet önünde hesap versinler. Temize çıkıp, gerçekten “ak” olsunlar…



Boynunda
yolsuzluk, rüşvet, görevi ihmal, sahtecilik suçlarının levhası asılı iken bir
kimsenin hiçbir inandırıcı kanıt ileri sürmeden bir başkasını darbecilikle
suçlama hakkı yoktur.



Sizler
de yargıç önüne çıkıp, Doğu Perinçek’ler, Tuncay Özkan’lar, Mustafa Balbay’lar,
Mehmet Haberal’ler, Hurşit Tolon’lar, Tuncer Kılınç’lar gibi dimdik, eğilip
bükülmeden savunmanızı yapabilir misiniz?



Ne
dersiniz? Var mısınız buna?



(ali-eralp@hotmail.com)
avatar
Ali Eralp
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 62
Yaş : 65
ŞEHİR : içel
Meslek : yazar
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 23
Kayıt tarihi : 22/12/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz