DENiZ YILDIZI

Can ve gönülden veya kronometreli doktor olmak

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Can ve gönülden veya kronometreli doktor olmak

Mesaj tarafından Yüksel Cavlak Bir 2010-04-14, 12:29

Can ve gönülden veya kronometreli doktor olmak

İstisnasız hemen hepimiz bu yüzyılda yaşadığımıza ve teknolojinin imkanlarından faydalandığımıza seviniriz. İlk bakışta insana bu düşünüş tarzı doğru gibi gelir, ama daha biraz daha derin düşündüğümüzde pek o kadarda, anlatıldığı gibi yaşadığımız yüzyılın ve teknolojinin faydası kadar, belki de daha çok zararları olduğunu anlarız.
Örneğin fabrikalarda, bazı iş yerlerinde robotların devreye sokulması, binlerce işçinin işsiz kalmasına neden oldu. Vapur iskelelerinde ve tren istasyonlarındaki makineler, orada çalışanların görevlerini üstlendiler. Buna benzer daha birçok örnekler var. Konumuz bu olmadığı için, bu konuyu kısa kesip, daha önemli olan doktor mesleğine gelelim.
Dün akşam Arte televizyo`nunda belgesel bir film vardı. İki bölümden oluşan bu filmde 1955-1916 yılları arasında yaşamış olan kadın Dr. Hope Bridges Adams Lehmann`ın yaşamını, doktor olarak verdiği mücadeleyi ilgi ile izledim. Bu doktor hanım, kendisini mesleğine adamıştı. Fakir mahallelerdeki tüberküloza tutulmuş hastalarla meşgul oluyor ve aynı zamanda da kadınların sık sık hamile kalmamaları için onları bilgilendiriyodu. Sonunda kendisi de tüberküloza tutuldu, ama tedavi sonucu iyileşti. İyileştiği yerde de bu hastalar için bir sanatoryum inşa etti kocası ile birlikte.
Filmin sona ermesine rağmen, ekranda yarım yüzyıl ve hatta daha önceleri yaşananlar, yani dokturluk mesleğinin meslek olarak yapıldığı dönemler ikinci bir film gibi geçmeye başladı. O dönemlerde teknoloji yoktu, ama doktorluk vardı ! Bu mesleği seçen her genç, hasta insanlara yardım etmek, onları sağlığına tekrar kavuşturmak isteği ile tıbbiyeye giriyordu. Tıbbiyeden mezun olduğunda elinde sadece diploma, steteskop, tansyion aleti ve beyininde 6 yıl boyunca öğrendiği, öğretildiği bilgiler vardı. Karşısına gelen ve ondan yardım bekleyen hastasını baştan ayağa kadar muayene ettikten, uyduruk da olsa elindeki stetoskopu ile çiğerlerini dinledikten, tansiyonunu ölçtükten sonra, kitaba bakmadan, aklında tuttuğu ilaçları reçeteye aktararak görevini tamamlardı ve bu görevini bir zevk, bir heyecanla yapardı. Ultrason gibi teknoloijiye sahip değilken bile, hamile kadının, normal doğum yapıp yapamayacağını, çocuğun ana karnında nasıl durduğunu, 6 yıl için de öğrendiği bilgilere ve tecrübelere dayanarak tespit edebiliyordu. Yaşlı insanlar hatırlarlar, doktor, hastanın alt göz kapağını aşağıya çekerek gözüne bakarak, kansız olup olmadığını bile teşhis edebiliyordu.
Teknoloji ilerledikçe, tek dişli olan o medeniyet denen canavar, bütün bunları yuttu !.. Bu canavar yutmakla kalmadı, doktorun eline bir de kronometre sıkıştırdı... Bu ne demek ? Bu şu demek; ne yazık ki doktorluğun, ruhu gitti ! Kromonetre ile çalışan bir dokturluk çıktı ortaya. Onun yerine sadece teknolojiyi ön planda tutan bir doktorluk mesleği oluştu. Hasta tamamen muayene edilmeden, teşhiş için teknolojiye teslim edilmektedir. İki örnek:
1. Bir tanıdığımla, daha önceden böbrek rahatsızlığı geçirdiği için uroloji servisine gittik. Kadın doktora, durumu anlattık. Doktor, masasının yanında duran, tanıdığımın sol böbrek bölgesine kuvvetlice vurdu. Bu vurma ile sarsılan, tanıdığım hemen, idrar kontrolü için laboratuara yollandı. İdrar kontrolünün nedenini herhalde, tanıdığımın bu vuruştan rahatsız olmasına bağlamış olmalıydı doktor !..
2. Yıllar önce geçirmiş olduğu enfarktüsten dolayı, yılda iki kez kardiyoloğa gidiyor dostum. Bu kez beraber gttik. Dostum ilk olarak 5 dakika süren ultrason kontrolünden sonra dışarı çıktı, ardından girdiği eforlu EKG odasından 10 dakika sonra yanıma geldi. Bu işlemler bittikten birkaç dakika sonra meslektaşımın, odasına alındık. Meslektaşım, bulguların kopilerini yapıp, “her şey iyidir” diyerek eline tutuşturdu ve dışarı çıktık. Dikkat ederseniz, ultrason 5, EKG 10 ve bekleme 5, hepsi eder 20 dakika tutarken, odasındaki görüşme topu topu 5 dakika sürdü. Buradan da anlaşılıyor ki, işin özü, ¼ ile bitiriliyor ! Yani hastaya ayrılan zaman oldukça kısıtlı. Doktor ne ilaçların yan tesirleri olduğunu, dokunduğunu ve kendisini nasıl hissettiğini soruyor ne de hasta düşündükleri anlatabiliyor. Çünkü zaman kısa, çok kısa. Dostum, dışarı çıkınca “Tüh ya, bazı sorularım vardı soramadım” dedi.
3. Sık sık göz kapaklarımda arpacık çıkıyordu. Ne yaptımsa önüne geçemedim. Muayenehanim yanındaki göz doktoruna gittim. Bekleme odası kalabalık olmasın rağmen, 1o dakika sonra kendimi odasında buldum. Gözlerime baktı ve hemen reçeteyi yazdı ve “bunları kullan” diyerek reçeteyi elime tutuşturdu. Kendimi 5 dakika içinde dışarıda buldum. Reçeteye baktığımda, benim kullandığım ilaçları yazmış. Kendi kendime “Ulan sapık, yazık değil mi geçen15 dakikana ?” diyerek muayenehame döndüm. Meslektaşım, arpacığın zararsız olmadığını, bir zaman sonra geçeceğini, oluş nedeninin bir mikrop olduğunu söyleyerek beni teselli etmesi gerekmez miydi ? Edemezdi, çünkü dışarıda birçok hastası yani elinde kronometresi vardı.
Şimdi soruyorum sizlere:
Bu mudur doktorluk ?
Bunun için mi 10-15 yıl zahmet veriliyor ?

Dr. Yüksel Cavlakl
avatar
Yüksel Cavlak
YAKUT ÜYE
YAKUT ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 370
Yaş : 82
ŞEHİR : Recklinghausen
Meslek : doktor
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 485
Kayıt tarihi : 16/05/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz