DENiZ YILDIZI

"HAYIR"DA HAYIR VAR HAYDİ SANDIK BAŞINA...

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default "HAYIR"DA HAYIR VAR HAYDİ SANDIK BAŞINA...

Mesaj tarafından Ali Eralp Bir 2010-08-02, 18:27





“HAYIR”DA HAYIR VAR, HAYDİ SANDIK BAŞINA…

ALİ ERALP

20. yüzyıla girilmesiyle birlikte “serbest rekabetçi kapitalizm” nitelik değiştirdi. Emperyalist aşamaya geçti. Sömürgeci yöntemlerle ülkelerin zenginliklerine el koymaya başladı, savaşlar çıkardı. Böylece dünya ikiye ayrıldı. Bir yanda muazzam zenginliklere sahip bir avuç gelişmiş, ileri gitmiş devlet, öte yanda çok sayıda ezilen, sömürülen, yağmalanan “mazlum” uluslar.

Lenin, “Emperyalizm” adlı kitabında, Kapitalizmin bu değişiminin teorik temellerini ortaya koydu. Onu bilimsel açıdan inceledi.

Serbest rekabetçi kapitalizmin nitelik değiştirerek, sömürgeci aşamaya geçmesini çözümleyen bir başka devrimci de Mustafa Kemal Atatürk idi. O da Batı emperyalizmine karşı ulusal bir “Kurtuluş Savaşı” vererek laik, çağdaş, demokratik bir cumhuriyet kurdu. Tüm mazlum uluslara örnek oldu, yol gösterdi. Yaşamı boyunca da “İstiklal-i tam” (tam bağımsız) ilkesinden asla ödün vermedi, asla Batı ile uluslar arası bir örgüt çatısı altında bir araya gelmedi. O, emperyalizm ve sömürgecilik konusunda şunları söylüyordu:

" Müstemlekecilik ( sömürgecilik ) ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hâkim olacaktır..." (Çiçerin'e mektup 22Ekim 1920 - Atatürk'ün bütün eserleri Hâkimiyet-i Milliye, 1922)

Atatürk genellikle, “bölge merkezli” bir dış politika izledi. Sömürgecilere karşı “Mazlum Millet”lerle dayanışma içerisine girdi. Daha o yıllarda Ortadoğu ve Asya ülkeleri ile dostluk bağlarını güçlendirerek, Avrasya ittifakının temellerini atmış, antiemperyalist bir dış politikanın nasıl olması konusunda ezilen uluslara ışık tutmuştu. Yönünü Doğu’ya çevirmişti.

Oysa biz, Atatürk’ten önce ve sonra hep yönümüzü Batı’ya çevirdik. Kurtuluşu Batı’da aradık. Ortadoğu’yu, Asya’yı yok saydık. Batı, Osmanlıyı “hasta adam” diye parçalamaya, bölüşmeye karar verdiğinde bile “İngiliz gelecek, elimizden tutacak, bizi kurtaracak…” diye sayıkladık.

Şimdi de yurdumuzu Kürt, Ermeni, Rum adı altında eyaletlere ayırıp, parçalamak isteyen ABD’nin “eşbaşkanlığı”na soyunuyoruz.

Tıpkı Osmanlı’nın son dönemlerinde olduğu gibi vatanımıza saldıran emperyalistleri baş tacı edip, yurtseverleri hapishanelere dolduruyoruz.

Komşumuz, din kardeşimiz Irak’ta, Afganistan’da Amerika milyonlarca insanı öldürüyor, kadınlara kızlara saldırıyor, onları alkışlıyor, destekliyoruz. Bu işi yaparken bir yandan da “Hamdolsun Müslüman’ız.” Diyoruz.

Bu güne değin bin kez kanıtlanan, denenen gerçek şu ki, emperyalizm asla çağdaş, gelişmiş, bağımsız bir Türkiye’den yana olmadı. Asla Kemalist bir cumhuriyeti kabullenemedi. Hep parçalanmış, bölünmüş, etnik bölgelere ayrılmış bir Türkiye için, Sevr için savaşım verdi.

1980’lerden sonra ise yayılmacı, sömürgeci politikasını tüm dünyaya kabul ettirebilmek için, yeni bir politik çizgi izlemeye başladı. Modern iletişim araçlarından da yararlanarak, kendisini demokrasi ve insan hakları savunucusu olarak tanıttı. Dış görünüşünü cilaladı, parlattı, göz alıcı bir şekle soktu. Bu yeni emperyalizmin adı “küreselleşme” (globalizm) idi.

Bu küresel plana göre sınırlar kalkacak, dünya “global bir köy” haline gelecek ve neoliberalizm uygulaması ile birlikte özgürlük, demokrasi, insan hakları da yeryüzüne dağılacaktı(!).

Dağılacaktı dağılmasına da bu ilerlemeye set çeken bazı engeller(!) vardı, bunların kaldırılması gerekiyordu. Neydi bu engeller? Başta ulus-devletler, ulusal ekonomiler, sonra, bağımsızlık bilinci, antiemperyalist duruş… Bu ulusal yapılanmalar, örgütlenmeler, düşünceler yok edilmedikçe küreselleşme gerçekleşemeyecek, ülkeler bütünleşemeyecekti.

YENİ SÖMÜRGECİLİĞİN ADI BOP’ TUR

Bu nedenle emperyalizm, ulus devletlere, ulusal ekonomilere ve bağımsızlık bilincine savaş açtı.

Bu yeni sömürgeci mücadelenin adı POP’tu.

Bu, çok büyük bir Amerikan projesiydi. Hedefinde ülkelerin yer altı ve yerüstü zenginlikleri vardı.

Projenin boyutları Kuzey Afrika’daki Fas’tan başlamakta, sırasıyla Cezayir’i, Tunus’u, Libya’yı, Mısır’ı, Türkiye’yi, Güney Kafkasları, Afganistan’ı, Orta Asya’nın bazı devletlerini, Güney Asya’yı ve Ortadoğu’nun tamamını kapsamaktaydı.

Bu uygulamanın günümüzdeki temel gücü ABD, koçbaşı ise İsrail’dir.

BOP için Ortadoğu’da düğmeye basılmış ve harekât başlamıştır.

İçeriden Apoköpeği ve meclisteki parlamenter ortakları, dışarıdan itsürüsü’lı teröristler, ABD, AB ve İsrail saldırıya geçmiştir. Amaç Türkiye Cumhuriyetini parçalamak, sindirmek, korkutmak, yılgınlığa sevk etmek ve başta ordu, yargı olmak üzere, tüm cumhuriyet kurumlarına egemen olup, etkinliklerine son vermek, sonra da BOP projesini gerçekleştirerek, tüm Ortadoğu’yu bir ABD ve İsrail kıtası yapmak…

Şu günlerde yurdumuz üzerinde oynanan oyunlar giderek daha da artmıştır. Oyuncular ABD, AB, İsrail, itsürüsü ve AKP’dir. Önlerine çıkacak engelleri, Kemalist devrimin tüm mirasını yok etmeyi amaçlamaktadırlar. Türkiye’yi Irak’a, Afganistan’a dönüştürüp, BOP projesinin bir parçası yapmaya uğraşmaktadırlar.

Çeşitli tehditlerle, tertip ve düzenlemelerle orduyu, yargıyı baskı altına alan siyasal iktidar, aynı yöntemlerle Anayasa Mahkemesine de gözdağı vermeyi başarmıştır.

Nitekim Anayasa Mahkemesi heyetinin, Anayasa değişikliklerine ilişkin incelemeyi dinlenme “kaygısının” gölgesinde yaptığı ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt yaşanan kaygıyı “Mahkemedeki her üyenin ve tabii toplantı salonunun dinlenebileceği yönünde kaygı var…” sözleriyle belirtmiştir. (10.07.2010, Cumhuriyet)

Anayasa Mahkemesi, HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesinin siyasal iktidarın emrine gireceğini bile bile paketi onaylamıştır. Daha önceki kararında AKP’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” durumuna geldiğini saptayan aynı mahkeme, böyle bir hükümete ve hükümetin Cumhurbaşkanına yüksek yargı organlarının yargıçlarının çoğunu atama yetkisini vermiştir. Yani ciğeri kediye emanet etmiştir.

Silahlı kuvvetlerin ve yargının köşeye sıkıştığını düşünen iç ve dış düşmanlar, şimdi diledikleri gibi at koşturmakta, Kemalist Cumhuriyetin temellerini dinamitleyebilmek için ellerinden geleni ardına koymamaktadırlar. Hedef ılımlı bir İslam devletidir.

HÜKÜMET REFERANDUMLA SON NOKTAYI KOYMAYA ÇALIŞMAKTADIR

Bugüne değin yapılan değişikliklerle, düzenlemelerle cumhuriyet kurumları ortadan kaldırılarak ılımlı İslam’ın alt yapısı hazırlanmıştır. Tüm kamu malları yabancılara peşkeş çekilmiştir. Sıra üst yapının yani hukukun, kültürün, oluşturulmasına gelmiştir. İktidar, Anayasa Mahkemesinin, Anayasada yapılan değişiklikleri onamasıyla birlikte bu alanda da hayli yol kat edilmiştir.

Siyasal İslam faşizmi, 2002’den bu yana yavaş ve emin adımlarla hedefine doğru ilerlemektedir.

Hükümet bu hazırlıkların ve yapılanmaların ardından şimdi son noktayı referandum yoluyla koymayı, ABD’nin ve uluslar arası sermayenin desteğini de arkasına alarak Anayasa değişikliğini halka kabul ettirmeyi planlamaktadır. AKP Anayasasına referandumdan “evet” oyu çıkarsa, genel seçimlerde AKP yeniden iktidara geçip, yeni Anayasa ve düzenlemelerle Kemalist rejimin varlığına son vermeyi, ABD’nin koruyucu (!) kanatları altında Ortadoğu’da ikinci bir İsrail olmayı düşünmektedir.

Anayasa Mahkemesi pakete ilişkin açıkladığı karar ile bu açıdan AKP’nin ekmeğine yağ sürmüş, onu cesaretlendirmiştir.

Batı ülkeleri ve ABD bu düzenleme karşısında şimdi zil takıp oynamakta, referandumdan AKP’nin zaferle çıkmasını, fiilen kurulan “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”nin yeni Anayasasına kavuşmasını beklemektedir.

Referandumdan “evet” çıkarsa ABD, AB emperyalizmi ve AKP, Anayasa Mahkemesi ve HSYK’yi de teslim alıp, ortalığı dikensiz gül bahçesine çevirmek amacındadır.

Böylece Afganistan’da, Irakta olduğu gibi şeriatçı bir yönetim işbaşına gelecek, Kürdistan, Ermenistan, Rum eyaletleri oluşturulacak, emperyalizm ülkemizi dilediği gibi yönetecek yer altı ve yerüstü zenginliklerimizi dilediği gibi yağmalayacaktır.

Fethullah Gülen bu durum karşısında ABD’de ellerini ovuşturarak, Türkiye’ye geri dönmek, törenlerle karşılanmak için gün saymaktadır.

Maçın son raundu 12 Eylülde yapılacaktır.

Devrimciler, demokratlar, hangi partiden olurlarsa olsunlar vatanını, vatanının geleceğini düşünen tüm yurtseverler iki elleri kanda da olsa sandığa gidip, “HAYIR” oyu vermelidirler.

Siyasal iktidarın yargıyı ele geçirip, yüce divandan kaçmasına engel olmak için, rejim değişikliğine fırsat vermemek için, Türkiye Cumhuriyetinin müstemleke valileri tarafından yönetilen bir devlet durumuna düşmemesi için mutlaka sandığa gidip oyumuzu kullanmalıyız.

Çünkü bu bir AKP anayasasıdır. Bu bir ABD, AB anayasasıdır.

Neoliberallerin, liboşların “Evren’in 12 Eylül Anayasasını demokratikleştiriyoruz, çağdaşlaştırıyoruz…” yalanlarına kimse kanmasın.

Bu referandum, bir güven oylamasıdır.

Şimdi Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya gidip mührünü “EVET”e basıp, AKP’nin tüm yolsuzluklarına, yasa dışı uygulamalarına, talanlarına, Deniz Fenerlerine, gemiciklerine güvenoyu verecek, “sen yine bildiğini yap, yoluna devam et, ben işsizliğe, açlığa razıyım…” diyecek ya da “HAYIR” oyu kullanarak onu bir daha geri dönmemek üzere tarihe gömecektir.

Ya laik, çağdaş, demokratik Kemalist Türkiye’den yana oy kullanacak ya da Kürt, Türk, Ermeni bölgelerine ayrılmış, ABD’nin denetiminde bir “Ilımlı İslam Cumhuriyeti”nden yana oy kullanacaktır...

Yani layık olduğu yönetimi seçecek. Gerisi onlara kalmış… Ama bu arada aydınları da çok yoğun aydınlanma, aydınlatma ve seçim çalışmaları beklemektedir.

(ali-eralp@hotmail.com
avatar
Ali Eralp
GÜMÜŞ ÜYE
GÜMÜŞ ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 62
Yaş : 65
ŞEHİR : içel
Meslek : yazar
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 23
Kayıt tarihi : 22/12/09

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz