DENiZ YILDIZI

Boşa Giden Zamana Acırım

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

default Boşa Giden Zamana Acırım

Mesaj tarafından Yüksel Cavlak Bir 2010-09-29, 19:27

Boşa Giden Zamana Acırım

Benim gibi birçok insan da 27 Eylül Pazartesi akşamı 20.30`da yayınlanan Ulusal Kanal`daki programı izlemiştir. Sayın Kutağ`ın yönettiği programa Hürriyet Gazetesi`den Oktay Ekşi, Cumhuriyet Gazetesi`nden Ali Sirmen ve bir de Ankara`dan Emin Çölaşan ve Bekir Çoşkun katılmıştı. Konu daha ziyade, hepinizin bildiği gibi, basın özgürlüğü ve Bekir Çoşkun`un Habertürk`ten kovulması idi. İlk önce Bekir Çoşkun`a söz verildi. Bekir Çoşkun, direk yoldan gitme yerine dolaylı yollardan konusunu anlatmaya çalıştı. Pek bir şey anlamadım, ama herneyse...
Sunucu, sözü Emin Çölaşan`a bıraktığında Eim Çölaşan konuşmasına “Siz orada 4 kişisiniz, ben Ankara`dan katıldığım için dışlanmış gibiyim. Onun için kısa anlatıp aranızdan ayrılacağım” sözüyle başladı. Sunucu, “Sen dışlanmış değilsin, aramızdasın, her zaman söz alabilirsin” dedikten sonra Çölaşan, basın özgürlüğünü ve kovulma olaylarını kısa bir zaman içinde etraflı bir şekilde anlattı ve gazete patronlarının birçok işlere girmiş olmaları sonucu gazetecilerin kovulmalarına mani olamadığını, daha doğrusu, basın patronlarının iktidarın suyunda gitmek zorunda olduklarını açık bir şekilde izah etti. Bu konuşmanın ardından, söz alanlar, gazete patronlarının pek büyük rol oynamadığını izaha çalıştılar. Söz alan Ali Sirmen, topu okuyucuya attı. Ona göre; okuyucu, gazete patronuna “Sen benim sevdiğim yazarı kovamazsın. Kovarsan ben de senin gazeteni almam” diyerek gazeteyi protesto etmesi gerektiği ifade etti. Yani ona göre, okuyucu patrondan daha etkili bir durumdadır! İlk bakışta bu sözün doğru olduğu görülür. Elbette okuyucu gazeteyi almazsa, tiraj düşecektir ve patron da bunu dikkate alarak yazarını kovmayacaktır. “Türk halkı okuma özürlüdür” diyenler bu zat-ı muhteremler değiller mi? Okuma özürlüğü olan bir toplumdan bu tür tepki beklenemez ki! Emin Çölaşan bunu da çok güzel anlattı ve dedi ki: “Dikkat edilirse, bir gazetenin tirajı düştüğü anda araya hemen promosyon giriyor. Toplum da bu promosyonda verilecekler için, gazete için değil, sıraya girip gazeteyi almaya devam ediyor. Örnek olarak da Habertürk`ün Bekir Çoşkun`nun kovulmasından hemen sonra promosyon vermesini gösterdi. Böylece yazar eksikliğin ortaya çıkardığı negatif bilanço promosyon ile kapatılmış oluyor...
Neyse konuyu fazla uzatmadan, bu programı özetleyecek olursak: 2,5 saata yakın süren bu programı, Emin Çölaşan, açık sözleriyle ben diyeyim 10 siz diyin 15 dakika içinde kısaltmış oldu. Stüdyodaki konukların hiç biri, belki de haklı olarak, Çölaşan`nın yaptığı gbi, patron konusuna girmediler. Bazen geçmişten bazen de basın yasalarından konuşarak bizleri ekran başında tuttular!..
Ve sonunda da gene Çölaşan haklı çıktı, çünkü kendisine bir daha dönülüp söz verilmedi. Herhalde kendisini, daha başta sözlediği, bağlantıyı kesti haklı olarak...
“Bu program doyurucu mu oldu”?” diye sorarsanız. Evet, hem de çok doyurucu oldu. Sadece ve sadece Emin Çölaşan`ın kısa izahıyla bu bu program vurucu ve doyurucu olmuştur. Gelen e-postalar da bu yöndeydi zaten. Bir izleyici Oktay Ekşi için” Doğruları konuşsun” diyen faksı göndermiş.
Dedim ya, 15 dakikaya indirilmiş proramın lüzumsuz geçen 2 saatime acırım doğrusu!..
Burada gene Erbakan`nın sözünü hatırlayarak derim ki; hepsi faso fiso idi.

Dr. Yüksel Cavlak


avatar
Yüksel Cavlak
YAKUT ÜYE
YAKUT ÜYE

Erkek
Mesaj Sayısı : 370
Yaş : 82
ŞEHİR : Recklinghausen
Meslek : doktor
Öğrenim Durumu : üniversite
Aldığı Teşekkür : 485
Kayıt tarihi : 16/05/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz